Derslerimde en önem verdigim sey, ögrencinin konuyu ezberlemesi degil, gerçekten “mantigini” anlamasi. Çünkü matematikte soru tipleri sürekli degisiyor. Mantik oturunca ögrenci sadece bildigi sorulari degil, hiç görmedigi sorulari da daha rahat çözebiliyor. Bu yüzden derslerde formül ezberletmek yerine, önce fikri kuruyoruz: neden böyle yapiyoruz, bu yöntem nereden geliyor, hangi durumda hangi yolu seçmek daha mantikli?
Ilk derste kisa bir seviye tespiti yapiyorum. Bu, sinav gibi stresli bir sey degil. Birkaç soru ve sohbetle ögrencinin hangi konularda eksigi oldugunu, hangi hatalari sik yaptigini ve hangi ögrenme tarzinin ona daha uygun oldugunu anlamaya çalisiyorum. Sonra hedefi netlestiriyoruz. Bazi ögrenciler okul notunu yükseltmek istiyor, bazilari sinava hazirlaniyor, bazilari ise temelden toparlamak istiyor. Hedefe göre bir plan çikariyorum ve hangi sirayla ilerleyecegimizi bastan konusuyoruz.
Dersin akisi genelde interaktif olur. Konuyu ben anlatip ögrenciyi dinleyen tarafta birakmam. Kisa bir anlatimdan sonra birlikte örnek çözeriz ve hemen ardindan ögrencinin çözmesini isterim. Ben de o sirada ögrencinin düsünme seklini takip ederim. Yanlista sadece dogru cevabi söylemek yerine, ögrencinin nerede koptugunu bulup o noktayi düzeltirim. Bu, hem özgüven kazandirir hem de kalici ögrenme saglar.
Ders sonunda küçük bir çalisma görevi veririm. Ödev çok uzun olmaz ama hedefli olur. Bir sonraki derste üzerinden geçeriz ve gelisimi takip ederiz. Online derslerde ekran paylasimi ve dijital tahta kullanarak ilerliyorum; yüz yüze derslerde de ayni düzeni koruyorum. Deneyim olarak, farkli seviyelerden ögrencilerle çalisirken en etkili seyin düzenli takip ve dogru motivasyon oldugunu gördüm. Ben de derslerde sicak ama disiplinli bir ortam kurmaya çalisiyorum; ögrenci rahatça soru sorabilsin ama ayni zamanda gerçekten ilerledigini hissetsin.