Egitimde ontolojik yaklasim, bilginin dogasini da belirler. Bilgi, dis dünyada kesfedilmeyi bekleyen, sabit ve nesnel bir gerçeklik olarak görüldügünde; egitim, bu "mutlak" dogrularin kusaktan kusaga aktarildigi muhafazakar bir sürece dönüsür. Ancak gerçeklik, bireyin deneyimleriyle sürekli yeniden insa edilen dinamik bir yapi olarak tanimlandiginda, egitim artik bir aktarim degil, bir kesif yolculugudur. Bu noktada ögretmen bir otorite figürü olmaktan çikip, ögrencinin kendi gerçekligini kurmasina yardim eden bir rehber konumuna geçer.
Sonuç olarak, egitimde ontoloji; ögrencinin kimligi, ögretmenin rolü ve bilginin degeri arasindaki o karmasik iliskiler agini tanimlar. Bir egitim sistemi, sadece hangi bilgilerin ögretilecegine degil, o bilgilerin hangi varlik anlayisi içinde anlam kazanacagina karar vererek kimligini olusturur. Bu nedenle, ontolojik bir dayanaktan yoksun bir egitim sistemi, rotasi olmayan bir gemi gibi, toplumsal ve bireysel ihtiyaçlarin dalgalari arasinda savrulmaya mahkumdur. Insanin ne olduguna dair net bir fikri olmayan hiçbir sistem, insani gelistirecek bir modeli sürdürülebilir kilamaz.