Derslerimde ögrenciyi sadece “ders dinleyen biri” olarak görmem. Onu tüm yönleriyle ele alirim: yasi, seviyesi, ilgileri, o günkü ruh hâli ve ögrenme sekli benim için çok önemlidir. Benim amacim dersi anlatip geçmek degil; ögrencinin Ingilizceyi gerçekten edinmesini saglamaktir.
Bu yüzden derslerimde tek bir yönteme bagli kalmam. Oyunlar, sarkilar, kisa videolar, konusma etkinlikleri ve küçük görevlerle ögrenciyi sürekli aktif tutarim. Ögrenci fark etmeden Ingilizceye maruz kalir; dili dogal bir süreç içinde kullanmaya baslar. Hata yapmak dersin bir parçasidir ve bunu özellikle normallestiririm.
Derslerin içerigini ögrencinin ihtiyacina göre sekillendiririm. Kimi zaman konusma ön planda olur, kimi zaman kelime çalismalari ya da basit yazma etkinlikleri eklerim. Ama her zaman amaç aynidir: ögrencinin kendine güvenerek Ingilizce kullanabilmesi.
Kisacasi ben ders ögretmiyorum; ögrencinin Ingilizceyle bag kurmasina yardimci oluyorum. Eglenerek, zorlanmadan ve isteyerek ögrenilen bir sürecin kalici olduguna inaniyorum.