Çocuklarin dünyasinda ezber, bilgiyi hapsettigimiz geçici bir kutudur; oysa gerçek ögrenme, o kutunun kapisini açip içindekiyle yeni dünyalar insa etmektir. Ben, çocuklara sadece "ne" bildiklerini degil, "nasil" düsündüklerini kesfettirmeyi hedefleyen bir yol arkadasiyim. Hazirladigim egitim yaklasimiyla, çocuklari statik bir müfredatin sinirlarindan çikarip, onlari hayatin her türlü senaryosuna karsi dirençli, esnek ve yaratici kilan bir zihinsel donanim vaat ediyorum.
Ezberletilen bilgi, sinav kagidi teslim edildiginde uçup gider. Benim yöntemim ise bilgiyi hayatin içine nakseder. Bir formülü ezberletmek yerine o formülün neden var oldugunu, hangi problemi çözdügünü ve baska hangi kapilari açabilecegini gösteriyorum. Bu sayede çocuk, sadece okulda degil; sosyal iliskilerinde, kriz anlarinda ve belirsiz gelecek senaryolarinda kendi çözüm yollarini üretebilir hale gelir. Onlara balik vermiyor ya da balik tutmayi ögretmiyorum; onlara denizi, rüzgari ve dalgalari okumayi, yani degisen her kosulda hayatta kalmalarini saglayacak o derin muhakeme yetenegini kazandiriyorum.
Egitimimden geçen bir çocuk, karsilastigi beklenmedik bir durumda "Bunu bana kimse ögretmedi" demez; "Bunu nasil çözebilirim?" diye sorar. Iste bu fark, ezberin karanligi ile kesfetmenin aydinligi arasindaki farktir. Ben çocuklari sadece bugüne degil, henüz tanimlanmamis yarinlara hazirliyorum. Çünkü biliyorum ki, ezberlemeyen ama anlayan bir zihin, dünyanin en büyük ve en yikilmaz kalesidir. Onlarin potansiyeline olan inancim ve kullandigim dinamik metotlarla, her bir çocugun kendi hikayesinin kahramani ve problem çözücüsü olmasini sagliyorum.